Röportaj Haber Girişi: 31.01.2018 - 11:28, Güncelleme: 17.11.2020 - 10:05

Yavuz: En Büyük Tehdit Amerika!

 

Yavuz: En Büyük Tehdit Amerika!

HABER MERKEZİ-Hür Dava Partisi Genel Başkan Yardımcısı (HÜDA PAR) Mehmet Yavuz ile Türkiye’nin Afrin’e yönelik başlatmış olduğu “Zeytin Dalı Operasyonu” nu konuştuk.  Amerika’nın bölgede kalıcı hale gelmesinin Türkiye ve bölge ülkeleri için büyük bir tehdit olduğunu söyleyen Yavuz, Amerika’nın bölgede kalıcı hale gelmemesi için Türkiye’nin ve diğer bölge ülkelerinin bir araya gelerek bu doğrultuda tedbirler alması gerektiğini ifade etti.   Partisinin bölge çalışmalarına katılmak üzere memleketi Kâhta’ya gelen Hür Dava Partisi Genel Başkan Yardımcısı (HÜDA PAR) Mehmet Yavuz,  Afrin Operasyonuna ilişkin Gazetemiz İmtiyaz Sahibi Ziya Bozkurt ’ile gerçekleştirdiği söyleşide,7 yıldır devam eden Suriye iç savaşı ve son olarak Türkiye tarafından Afrin’e yönelik gerçekleştirilen "Zeytin Dalı Operasyonu" na ilişkin soruları cevapladı, çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. İslam coğrafyasındaki yerleşik bölge ülkelerinin kendi sorunları kendileri halletmek yerine sorunlarını emperyalizme havale etme yanlışına  düşmeleri sonucunda bölgenin bir ateş topuna dönüştüğünü ve can yakmaya devam ettiğini söyleyen Genel Başkan Yardımcısı Yavuz, Afrin operasyonunun ‘Suriye politikası ve iki buçuk yıl devam Çözüm sürecinden’ bağımsız olmadığına dikkat çekerek,  “çözüm süreci”  boyunca 10 binin üzerinde gencin bir şekilde dağa çıktığını ve Türkiye’nin Amerika ile birlikte Esed karşıtlığında bulunmasının ise Suriye iç savaşının bir sonucu olduğunu ifade etti.   HÜDA PAR’ın Suriye ile ilgili hiç bir kırmızıçizgisi olmadığını söyleyen Yavuz, Kırmızıçizgilerinin Eset’li veya Eset’siz barışın tesis edilmesi olduğunu belirten Yavuz, operasyonun yapıldığı bölgenin Kürt bölgesi olduğunu işaret ederek son dönemlerde de belki hükümetin tercih ettiği ittifaklarla alakalı gereksiz bir milliyetçi söyleminin tehlikesine dikkat çekti. Afrin operasyonunun Suriye meselesinden ve Türkiye’de iki buçuk yılsa yakın devam eden çözüm sürecinden bağımsız olarak görülemeyeceğine işaret eden Yavuz ,”Afrin operasyonunun bir Suriye meselesine bakan yönü var birde çözüm sürecine bakan yönü var. Çözüm süreci boyunca bizim tespitlerimize göre 10 binin üzerinde genç bu bölgelerden bir şekilde dağa götürüldü, kaçırıldı ya da gitti.”Dedi. Gazetemiz İmtiyaz Sahibi Ziya Bozkurt’un HÜDA PAR’ın Suriye politikası ve  “Afrin” operasyonuna İlişkin sorunlarına Yavuz; “Afrin operasyonu belki şimdi başladı ama mesel Suriye meselesinden ve Türkiye’de iki buçuk yıla yakın bir süre devam eden çözüm sürecinden bağımsız değildir. Afrin meselesinin bir Suriye meselesine bakan yönü var birde çözüm sürecine bakan yönü var. Biliyorsunuz Suriye’de 7 yılı aşkın bir süredir bir iç savaş yaşanıyor. Amerika Ortadoğu’yu emperyalist emelleri doğrultusunda dizayn etme adına Suriye’de Esat’ı devirip bunun yerine belki biraz daha federal bir sistem öngörmüştür. Üzülerek belirtelim ki Ortadoğu diye tabir ettiğimiz İslam coğrafyasında yerleşik olan bölge ülkeleri kendi sorunları kendileri halletmek yerine sorunlarını emperyalizme havale etme yanlışına bilerek veya bilmeyerek düşmüşlerdir. Bundan kaynaklı olarak ister istemez bölgemiz bir ateş topuna dönüşmüş ve can yakmaya devam etmektedir.     "PYD Baas rejimi ile ideolojik bağlantılı bir harekettir"   Afrin meselesini bundan bağımsız ele almak mümkün değildir. PYD ideolojik olarak Baas rejimi ile ilişkili olan bir harekettir, Türkiye’nin Amerika ile birlikte Suriye meselesinde saf tutması Eset’e bir adım attırdı, Eset Kürdistan Bölgesi dediğimiz Suriye’nin Kuzeyini PYD’ye devretti ve artık gelinen aşamada  Türkiye Suriye’de Esed’in gitmesinden ziyade Esed’in bu hamlesi karşısında bunu kendisine bir beka sorunu olarak görmeye başladı ve bununla ilgilenmeye başladı. Dolaysıyla Suriye’ye bakan yönü budur. Suriye iç savaşının bir sonucu belki Türkiye’nin Amerika ile birlikte Esed karşıtlığında bulunmasının sonuçlarından bir tanesidir.   “Çözüm sürecinde 10 bin kişi dağa çıktı” Çözüm sürecine bakan tarafı ise; çok fazla üzerinde durulmuyor ama mutlaka bu hususun gündeme gelmesi gerekiyor. Çözüm süreci boyunca bizim tespitlerimize göre 10 binin üzerinde genç bu bölgelerden bir şekilde dağa götürüldü, kaçırıldı ya da gitti. Bir önceki Şanlıurfa Valisi Sayın İzzettin Küçük’ün ulusal basına yansıyan açıklamasında; ‘çözüm sürecinin devam ettiği süreçte sadece Şanlıurfa’da 6 ay içerisinde dağa kaçırılan ya da dağa götürülen insan sayısının 3 bin olduğunu’ söyledi. Eğer ki 6 ay içerisinde sadece bir şehirden dağa kaçırılan, götürülen insan sayısı 3 bin ise 3 yıla yakın süre devam eden çözüm süreci boyunca Kürt illerinin tamamında dağa götürülen kaçırılan kişi sayısını siz hesap edin artık.   “Afrin meselesinin tarihsel arka planı var”   Bize göre şu anda Amerika’nın 30 bin kişilik dediği ordunun üçte ikisini maalesef çözüm sürecinde devletin canlarını ve mallarını muhafaza etmekle görevli olduğu insanlara karşı bu görevini yapamadığı için ya da yapmadığı için Amerika’ya kaptırmış olduğu kendi öz vatandaşları olmuştur. Bu siyaset doğru bir siyaset değildir. Dolayısıyla Afrin meselesi sanki dünün meselesiymiş gibi meseleyi değerlendirmek bizi sağlıklı analizlere götürmez. Eslenin bir background ve tarihsel bir arka planı var. Onun için bir tarafı Suriye meselesine bakıyor bir tarafı çözüm sürecine bakıyor dedik. “Kürt sorunu Türkiye’nin ciddi bir kamburu”  Biricisi Türkiye kendisinin sırtında ciddi anlamda bir kambur olarak duran Kürt meselesini Allah’ın bir kavim için vardır dediği hakları adalet ve hakkaniyet ölçüleri içerisinde çözmediği ve yok saydığı müddetçe bize göre Allah’ın cezalandırmasına uğrayacak kaos, çatışmalar eksik olmayacak. İkincisi de; Suriye ve Afrin meselesinde gördüğümüz gibi emperyalist devletlerin müdahale edebilecekleri açık alanlar bırakacak.   Her ülkenin olduğu gibi Türkiye’nin kendi sınırlarının güvenliğini sağlaması tabii hakkıdır. Bunla ilgili her türlü tedbiri alması da ülkelerin hakkıdır. Eğer o güvenliği tehlikeye düşürücü adımları kendi siyasetlerinden ve kendi politikalarından da kaynaklanıyorsa mutlaka giderilmeli, hakkaniyet ve adalet ölçüleri içerisinde kendi meselesini kendisi çözmelidir. Dolaysıyla HÜDA PAR olarak bizim Afrin meselesine bakış açımız bu şekildedir. “Birinci tehdit Amerika’dır” Operasyon devam ederken Türkiye’nin şuna çok dikkat etmesi gerekiyor; buradaki birinci tehdit Amerika’dır. Yani Amerika’nın o bölgede kalıcı hale gelmemesi adına Türkiye’nin ve diğer bölge ülkelerinin bir araya gelerek bu doğrultuda tedbirler alması gerekiyor. Son dönemlerde özellikle Amerika’nın Türkiye ile beraber tekrar güvenli bölgeler oluşturması, Türkiye’nin Afrin operasyonuna başlamasıyla beraber pentagondan yapılan açıklamalar açıkçası Türkiye ile Amerikan’ın daha önce Türkiye’nin teklif ettiği ancak Amerika tarafından kabul edilemeyen güvenli bölgeleri bir kez daha gündeme getirdi.     "Güvenli bölge Amerika ve İsrail'in olmadığı bölgedir"   Biz bunun yersiz ve gereksiz olduğunu düşünüyoruz. Çünkü sadece Ortadoğu dediğimiz İslam coğrafyasında değil dünyanın neresinde olursa olsun güvenli bölge Amerika’nın ve İsrail’in olmadığı bölgedir. Dolayısıyla Amerika’yı destekleyen diğer emperyalist unsurların bulunduğu her bölge tehdit altındadır. Zaten Suriye meselesinde dikkat ederseniz özellikle Fırat’ın doğusu tam bir petrol kaynağı olan bölgedir. Amerika’nın Fırat’ın doğusunda 13 tane üssü var. Dolayısıyla Amerika fiilî olarak Suriye’yi işgal etmiş durumdadır. “Türkiye ve İran kilit rolde” O açıdan bölge ülkeleri özellikle Türkiye ve İran kilit rolde.7 yıldan beridir söylediğimizi bir kez daha dile getirmek istiyoruz ve diyoruz ki; Türkiye ve İran başta olmak üzere bölge ülkeleri bir araya gelmeli ve oluşturulacak güvenli bölgeleri kendi aralarında oturup oluşturacağı bir konsensüs ile tespit etmelidirler. Aksi takdirde eğer Amerika veya Rusya ile girişilecek tek taraflı bir güvenli bölge oluşması bölge ülkelerini uzun vadede tehlikenin içerisine atacak ve maalesef var olan sorunları 2-3 katlayacaktır. “Suriye’de barışın tesis edilmesi HÜDA PAR’ın kırmızıçizgisidir” HÜDA PAR Suriye’de barışın tesis edilmesini birinci hedef olarak görüyor, bu barışın tesisi edilmesi adına HÜDA PAR’ın hiç bir kırmızıçizgisi yoktur. Kırmızıçizgimiz barışın tesis edilmesidir. Eset’li veya Eset’siz. Ebetteki gönlümüzde geçen artık bu saatten sonra Eset’in meşruiyetini kaybettiği şeklindedir. Ancak eğer Eset’in gitmesine odaklanacak bir siyaset ile çatışmalar devam edecekse istikrarsızlık hali devam edecekse ki öyle görünüyor o zaman onu çok ciddi bir problem edinilmemesi belki de Sayın Cumhurbaşkanının da daha önceki çözüm sürecinde ifade ettiği “gerekirse baldıran zehiri  içeriz” denilerek aynen böyle bir tavrın takınılması barışa hizmet edecek her türlü adımın atılması gerekiyor. Buna Suriye rejimi ile görüşmesi de dahil kılıyor.    Zaten gelinen aşamada Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ile Eset arasında görüşmelerin olduğu Sayın Başbakanın özellikle rejim olmadan zaten ateşkesin sağlanması mümkün değildir şeklindeki ifadelerini biz bu doğrultudaki adımlar olarak görüyoruz. O açıdan HÜDA PAR’da öncelikli meseleyi Suriye’de, bölgede ve özellikle Ortadoğu denilen İslam coğrafyasında barışın egemen olması olarak görüyor. HÜDA PAR’ın kırmızıçizgisi budur. Bunu gerçekleştirecek her türlü adımın mutlaka atılması gerekir. Operasyon yapılırken özellikle Amerika’nın birinci tehdit olarak görülmesini, hedefin Amerika’nın burada işgaline son verilip her hak sahibine hakkının teslim edilmesinin altı çizilmesi gerekiyor. “Son günlerde gereksiz milliyetçi söylemlerin içerisine girildi” İkinci bir husus ise operasyonun yapıldığı bölge bir Kürt bölgesi olduğu için bir Kürt karşıtlığı durumunu elbette gündeme getirebilir, bu konuda hükûmet yetkiliklerinin ve devletin ilgili birimlerinin kullandıkları dil ve üslubu son derece önem arz etmesi gerekiyor. Kürtlere karşıymış gibi bir operasyonun zaten bizim açımızdan bir kabul edilebilirliği yoktur.   "Türklük kimliği ile bir devlet sistmin kurulmaya çalışıldığını görüyoruz!" Son dönemlerde de belki hükümetin tercih ettiği ittifaklarla alakalı gereksiz bir milliyetçi söylemin içerisine girildiğini, toplumda bir ayrışmanın meydana gelme potansiyelini bünyesinde barındırdığını memleketimizin selameti açısından bu üsluptan uzak durulması gerektiğini özellikle idare mekanizmasının daha sorumlu bir dil kullanması gerektiğini düşünüyoruz. Tabi yine son dönemlerde özellikle Türklük kimliği ile bir devlet sisteminin kurulmaya doğru gidildiğini görüyoruz. Türklük, Kürtlük… Hertürlü kavmiyetçiliğekarşıyız. Tasvip etmiyoruz ancak partilerin ya da oluşumların kendilerine bir ideoloji olarak benimsemelerini de saygı ile karşılarız. Kendi bilecekleri bir şey. Buraya kadar normal karşılarız. Ancak bunun bir devlet politikası haline gelmesini biz çok farklı unsurların yaşadığı bu memlekette doğru bulmayız, yanlış bir adım olarak görürüz.”Şalinde açıklamalarda bulundu. Söyleşi: Ziya B0ZKURT    

HABER MERKEZİ-Hür Dava Partisi Genel Başkan Yardımcısı (HÜDA PAR) Mehmet Yavuz ile Türkiye’nin Afrin’e yönelik başlatmış olduğu “Zeytin Dalı Operasyonu” nu konuştuk.  Amerika’nın bölgede kalıcı hale gelmesinin Türkiye ve bölge ülkeleri için büyük bir tehdit olduğunu söyleyen Yavuz, Amerika’nın bölgede kalıcı hale gelmemesi için Türkiye’nin ve diğer bölge ülkelerinin bir araya gelerek bu doğrultuda tedbirler alması gerektiğini ifade etti.

 

Partisinin bölge çalışmalarına katılmak üzere memleketi Kâhta’ya gelen Hür Dava Partisi Genel Başkan Yardımcısı (HÜDA PAR) Mehmet Yavuz,  Afrin Operasyonuna ilişkin Gazetemiz İmtiyaz Sahibi Ziya Bozkurt ’ile gerçekleştirdiği söyleşide,7 yıldır devam eden Suriye iç savaşı ve son olarak Türkiye tarafından Afrin’e yönelik gerçekleştirilen "Zeytin Dalı Operasyonu" na ilişkin soruları cevapladı, çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.


İslam coğrafyasındaki yerleşik bölge ülkelerinin kendi sorunları kendileri halletmek yerine sorunlarını emperyalizme havale etme yanlışına  düşmeleri sonucunda bölgenin bir ateş topuna dönüştüğünü ve can yakmaya devam ettiğini söyleyen Genel Başkan Yardımcısı Yavuz, Afrin operasyonunun ‘Suriye politikası ve iki buçuk yıl devam Çözüm sürecinden’ bağımsız olmadığına dikkat çekerek,  “çözüm süreci”  boyunca 10 binin üzerinde gencin bir şekilde dağa çıktığını ve Türkiye’nin Amerika ile birlikte Esed karşıtlığında bulunmasının ise Suriye iç savaşının bir sonucu olduğunu ifade etti.

 


HÜDA PAR’ın Suriye ile ilgili hiç bir kırmızıçizgisi olmadığını söyleyen Yavuz, Kırmızıçizgilerinin Eset’li veya Eset’siz barışın tesis edilmesi olduğunu belirten Yavuz, operasyonun yapıldığı bölgenin Kürt bölgesi olduğunu işaret ederek son dönemlerde de belki hükümetin tercih ettiği ittifaklarla alakalı gereksiz bir milliyetçi söyleminin tehlikesine dikkat çekti.


Afrin operasyonunun Suriye meselesinden ve Türkiye’de iki buçuk yılsa yakın devam eden çözüm sürecinden bağımsız olarak görülemeyeceğine işaret eden Yavuz ,”Afrin operasyonunun bir Suriye meselesine bakan yönü var birde çözüm sürecine bakan yönü var. Çözüm süreci boyunca bizim tespitlerimize göre 10 binin üzerinde genç bu bölgelerden bir şekilde dağa götürüldü, kaçırıldı ya da gitti.”Dedi.


Gazetemiz İmtiyaz Sahibi Ziya Bozkurt’un HÜDA PAR’ın Suriye politikası ve  “Afrin” operasyonuna İlişkin sorunlarına Yavuz;


“Afrin operasyonu belki şimdi başladı ama mesel Suriye meselesinden ve Türkiye’de iki buçuk yıla yakın bir süre devam eden çözüm sürecinden bağımsız değildir. Afrin meselesinin bir Suriye meselesine bakan yönü var birde çözüm sürecine bakan yönü var. Biliyorsunuz Suriye’de 7 yılı aşkın bir süredir bir iç savaş yaşanıyor. Amerika Ortadoğu’yu emperyalist emelleri doğrultusunda dizayn etme adına Suriye’de Esat’ı devirip bunun yerine belki biraz daha federal bir sistem öngörmüştür. Üzülerek belirtelim ki Ortadoğu diye tabir ettiğimiz İslam coğrafyasında yerleşik olan bölge ülkeleri kendi sorunları kendileri halletmek yerine sorunlarını emperyalizme havale etme yanlışına bilerek veya bilmeyerek düşmüşlerdir. Bundan kaynaklı olarak ister istemez bölgemiz bir ateş topuna dönüşmüş ve can yakmaya devam etmektedir.

 

 

"PYD Baas rejimi ile ideolojik bağlantılı bir harekettir"

 

Afrin meselesini bundan bağımsız ele almak mümkün değildir. PYD ideolojik olarak Baas rejimi ile ilişkili olan bir harekettir, Türkiye’nin Amerika ile birlikte Suriye meselesinde saf tutması Eset’e bir adım attırdı, Eset Kürdistan Bölgesi dediğimiz Suriye’nin Kuzeyini PYD’ye devretti ve artık gelinen aşamada  Türkiye Suriye’de Esed’in gitmesinden ziyade Esed’in bu hamlesi karşısında bunu kendisine bir beka sorunu olarak görmeye başladı ve bununla ilgilenmeye başladı. Dolaysıyla Suriye’ye bakan yönü budur. Suriye iç savaşının bir sonucu belki Türkiye’nin Amerika ile birlikte Esed karşıtlığında bulunmasının sonuçlarından bir tanesidir.

 

“Çözüm sürecinde 10 bin kişi dağa çıktı”


Çözüm sürecine bakan tarafı ise; çok fazla üzerinde durulmuyor ama mutlaka bu hususun gündeme gelmesi gerekiyor. Çözüm süreci boyunca bizim tespitlerimize göre 10 binin üzerinde genç bu bölgelerden bir şekilde dağa götürüldü, kaçırıldı ya da gitti. Bir önceki Şanlıurfa Valisi Sayın İzzettin Küçük’ün ulusal basına yansıyan açıklamasında; ‘çözüm sürecinin devam ettiği süreçte sadece Şanlıurfa’da 6 ay içerisinde dağa kaçırılan ya da dağa götürülen insan sayısının 3 bin olduğunu’ söyledi. Eğer ki 6 ay içerisinde sadece bir şehirden dağa kaçırılan, götürülen insan sayısı 3 bin ise 3 yıla yakın süre devam eden çözüm süreci boyunca Kürt illerinin tamamında dağa götürülen kaçırılan kişi sayısını siz hesap edin artık.

 

“Afrin meselesinin tarihsel arka planı var”

 

Bize göre şu anda Amerika’nın 30 bin kişilik dediği ordunun üçte ikisini maalesef çözüm sürecinde devletin canlarını ve mallarını muhafaza etmekle görevli olduğu insanlara karşı bu görevini yapamadığı için ya da yapmadığı için Amerika’ya kaptırmış olduğu kendi öz vatandaşları olmuştur. Bu siyaset doğru bir siyaset değildir. Dolayısıyla Afrin meselesi sanki dünün meselesiymiş gibi meseleyi değerlendirmek bizi sağlıklı analizlere götürmez. Eslenin bir background ve tarihsel bir arka planı var. Onun için bir tarafı Suriye meselesine bakıyor bir tarafı çözüm sürecine bakıyor dedik.


“Kürt sorunu Türkiye’nin ciddi bir kamburu” 


Biricisi Türkiye kendisinin sırtında ciddi anlamda bir kambur olarak duran Kürt meselesini Allah’ın bir kavim için vardır dediği hakları adalet ve hakkaniyet ölçüleri içerisinde çözmediği ve yok saydığı müddetçe bize göre Allah’ın cezalandırmasına uğrayacak kaos, çatışmalar eksik olmayacak.


İkincisi de; Suriye ve Afrin meselesinde gördüğümüz gibi emperyalist devletlerin müdahale edebilecekleri açık alanlar bırakacak.

 

Her ülkenin olduğu gibi Türkiye’nin kendi sınırlarının güvenliğini sağlaması tabii hakkıdır. Bunla ilgili her türlü tedbiri alması da ülkelerin hakkıdır. Eğer o güvenliği tehlikeye düşürücü adımları kendi siyasetlerinden ve kendi politikalarından da kaynaklanıyorsa mutlaka giderilmeli, hakkaniyet ve adalet ölçüleri içerisinde kendi meselesini kendisi çözmelidir. Dolaysıyla HÜDA PAR olarak bizim Afrin meselesine bakış açımız bu şekildedir.


“Birinci tehdit Amerika’dır”


Operasyon devam ederken Türkiye’nin şuna çok dikkat etmesi gerekiyor; buradaki birinci tehdit Amerika’dır. Yani Amerika’nın o bölgede kalıcı hale gelmemesi adına Türkiye’nin ve diğer bölge ülkelerinin bir araya gelerek bu doğrultuda tedbirler alması gerekiyor. Son dönemlerde özellikle Amerika’nın Türkiye ile beraber tekrar güvenli bölgeler oluşturması, Türkiye’nin Afrin operasyonuna başlamasıyla beraber pentagondan yapılan açıklamalar açıkçası Türkiye ile Amerikan’ın daha önce Türkiye’nin teklif ettiği ancak Amerika tarafından kabul edilemeyen güvenli bölgeleri bir kez daha gündeme getirdi.

 

 

"Güvenli bölge Amerika ve İsrail'in olmadığı bölgedir"

 

Biz bunun yersiz ve gereksiz olduğunu düşünüyoruz. Çünkü sadece Ortadoğu dediğimiz İslam coğrafyasında değil dünyanın neresinde olursa olsun güvenli bölge Amerika’nın ve İsrail’in olmadığı bölgedir. Dolayısıyla Amerika’yı destekleyen diğer emperyalist unsurların bulunduğu her bölge tehdit altındadır. Zaten Suriye meselesinde dikkat ederseniz özellikle Fırat’ın doğusu tam bir petrol kaynağı olan bölgedir. Amerika’nın Fırat’ın doğusunda 13 tane üssü var. Dolayısıyla Amerika fiilî olarak Suriye’yi işgal etmiş durumdadır.


“Türkiye ve İran kilit rolde”


O açıdan bölge ülkeleri özellikle Türkiye ve İran kilit rolde.7 yıldan beridir söylediğimizi bir kez daha dile getirmek istiyoruz ve diyoruz ki; Türkiye ve İran başta olmak üzere bölge ülkeleri bir araya gelmeli ve oluşturulacak güvenli bölgeleri kendi aralarında oturup oluşturacağı bir konsensüs ile tespit etmelidirler. Aksi takdirde eğer Amerika veya Rusya ile girişilecek tek taraflı bir güvenli bölge oluşması bölge ülkelerini uzun vadede tehlikenin içerisine atacak ve maalesef var olan sorunları 2-3 katlayacaktır.


“Suriye’de barışın tesis edilmesi HÜDA PAR’ın kırmızıçizgisidir”


HÜDA PAR Suriye’de barışın tesis edilmesini birinci hedef olarak görüyor, bu barışın tesisi edilmesi adına HÜDA PAR’ın hiç bir kırmızıçizgisi yoktur. Kırmızıçizgimiz barışın tesis edilmesidir. Eset’li veya Eset’siz. Ebetteki gönlümüzde geçen artık bu saatten sonra Eset’in meşruiyetini kaybettiği şeklindedir. Ancak eğer Eset’in gitmesine odaklanacak bir siyaset ile çatışmalar devam edecekse istikrarsızlık hali devam edecekse ki öyle görünüyor o zaman onu çok ciddi bir problem edinilmemesi belki de Sayın Cumhurbaşkanının da daha önceki çözüm sürecinde ifade ettiği “gerekirse baldıran zehiri  içeriz” denilerek aynen böyle bir tavrın takınılması barışa hizmet edecek her türlü adımın atılması gerekiyor. Buna Suriye rejimi ile görüşmesi de dahil kılıyor. 

 

Zaten gelinen aşamada Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ile Eset arasında görüşmelerin olduğu Sayın Başbakanın özellikle rejim olmadan zaten ateşkesin sağlanması mümkün değildir şeklindeki ifadelerini biz bu doğrultudaki adımlar olarak görüyoruz. O açıdan HÜDA PAR’da öncelikli meseleyi Suriye’de, bölgede ve özellikle Ortadoğu denilen İslam coğrafyasında barışın egemen olması olarak görüyor. HÜDA PAR’ın kırmızıçizgisi budur. Bunu gerçekleştirecek her türlü adımın mutlaka atılması gerekir. Operasyon yapılırken özellikle Amerika’nın birinci tehdit olarak görülmesini, hedefin Amerika’nın burada işgaline son verilip her hak sahibine hakkının teslim edilmesinin altı çizilmesi gerekiyor.


“Son günlerde gereksiz milliyetçi söylemlerin içerisine girildi”


İkinci bir husus ise operasyonun yapıldığı bölge bir Kürt bölgesi olduğu için bir Kürt karşıtlığı durumunu elbette gündeme getirebilir, bu konuda hükûmet yetkiliklerinin ve devletin ilgili birimlerinin kullandıkları dil ve üslubu son derece önem arz etmesi gerekiyor. Kürtlere karşıymış gibi bir operasyonun zaten bizim açımızdan bir kabul edilebilirliği yoktur.

 

"Türklük kimliği ile bir devlet sistmin kurulmaya çalışıldığını görüyoruz!"


Son dönemlerde de belki hükümetin tercih ettiği ittifaklarla alakalı gereksiz bir milliyetçi söylemin içerisine girildiğini, toplumda bir ayrışmanın meydana gelme potansiyelini bünyesinde barındırdığını memleketimizin selameti açısından bu üsluptan uzak durulması gerektiğini özellikle idare mekanizmasının daha sorumlu bir dil kullanması gerektiğini düşünüyoruz. Tabi yine son dönemlerde özellikle Türklük kimliği ile bir devlet sisteminin kurulmaya doğru gidildiğini görüyoruz. Türklük, Kürtlük… Hertürlü kavmiyetçiliğekarşıyız. Tasvip etmiyoruz ancak partilerin ya da oluşumların kendilerine bir ideoloji olarak benimsemelerini de saygı ile karşılarız. Kendi bilecekleri bir şey. Buraya kadar normal karşılarız. Ancak bunun bir devlet politikası haline gelmesini biz çok farklı unsurların yaşadığı bu memlekette doğru bulmayız, yanlış bir adım olarak görürüz.”Şalinde açıklamalarda bulundu. Söyleşi: Ziya B0ZKURT  

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kahtases.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.