Röportaj (KSH) - Kahta Ses Haber | Haber Girişi: 02.09.2018 - 00:28, Güncelleme: 17.11.2020 - 09:58

Tel Üstünde Bir Ömür

 

Tel Üstünde Bir Ömür

Kâhta’da “eğlence" denilince, yaşı 70'in üzerinde olanların aklına ilk geldiği, şöhreti bir zamanlar sadece Kâhta’da değil bütün bir Türkiye coğrafyasının doğu ve batı kesiminde yayılmış "Tel Cambazı Mustafa Karaca" Kâhta Ses’e konuştu.
Zamanında gazetelere "Türkiye'nin en uzun adamı" diye fotoğrafları basılan, tel üzerinde her türlü akrobasi hareketini "yolda yürürcesine" sergileyen Türkiye'nin yaşayan sayılı ip cambazlarından "Kâhtalı Tel Cambazı Mustafa Karaca’ya Gazetemiz İmtiyaz Sahibi Ziya Bozkurt ulaştı ve kendisiyle keyifli bir söyleşi gerçekleştirdi.   'Sırat Köprüsü' olarak nitelendirdiği gösteri teli üzerinde defalarca ölüm tehlikesi atlattığını söyleyen Karaca, Cambazlık mesleği ile 11 yaşında Niğde’li Tel Cambazı Ahmet Baş’ın Kâhta’da kurduğu Cambazhanede tanıştığını söyledi.   Cambazlık mesleğini büyük bir aşkla benimsediğini, 15–16 yaşlarında ilk kez Nizip’te ipe çıktığını ve para kazanmaya başladığını belirten Karaca, gazetemiz imtiyaz sahibi Ziya Bozkurt’un sorduğu soruları içten bir şekilde o güzel akıcı Türkçesi ile yanıtladı.     Cambaz Mustafa Karaca’ya sizin için sorduk ve işte yanıtları;   -Mustafa abi eskiler seni tanır. Tanımayanlar için soralım; Cambaz kimdir, gerçek ismi nedir, nerelidir?   “İsmim Mustafa soy ismin Karaca. Cambazlık yaptığım için 1950 ve 60 kuşağı bana Cambaz diye hitap eder.1945 Kâhta doğumluyum. Kâhta’nın eski Cami hocalarından Osman Karaca’nın (Osman’ı Kollık) oğluyum. Kollık lakabı kolunun eğri olmasından geliyor. 3’ü kız 2’si erkek olmak üzere 5 çocuğum var. Kızlar evli. Büyük oğlum Yaşar zihinsel engelli. Küçük Çocuğum ise evli Tekirdağ’da kendi işyerinde çalışıyor.   -Mustafa abi Cambazlık hayıtınıza nasıl girdi, Cambazlığa nerde, nasıl başladınız?   Çocukluk yıllarımda spora merakım vardı.1955–1956 yıllarında 10–11 yaşlarında iken Kâhta’ya Niğde’nin Bor ilçesinden Ahmet Baş isimli bir Cambaz geldi. Eski Kâhta Askerlik Şubesinin olduğu alanda Cambazhane kurdu. Cambazhane paydos edildiğinde komşum olan ve aynı zamanda eşim tarafından akrabam olan Aziz Dinç ile birlikte gece kimsenin olmadığı zamanda Cambazhaneye gizli olarak girer tellerin üzerinden çıkar terazisiz olarak yürümeye çalışırdım. Yani Ahmet Baş’ın Kâhta gelmesiyle benim Cambazlık hikâyem başladı.     “Cambazlık hayatım Nizip’te başladı”   Daha sonra Kâhta’ya Çadırcılar dediğimiz bir gurup geldi. Onlarda Cambazhane’nin kurulduğu eski Askerlik Şubesinin olduğu meydan’da çadır kurdular. Çadırda halka atılırdı, tüfek atılırdı, maymun gösterisi olurdu, fal bakılırdı. Bu ekibe katıldım ve bunlarla birlikte Gaziantep’in Nizip ilçesine gittim. Nizip’te Hayri Ağaoğlu isminde bir tel Cambazı ile tanıştım. Kendisine tel cambazlığını çok sevdiğimi söyledim. Kendisine Kâhta’da tanıdığım Tel Cambazı Ahmet Başı ve Kemiksiz Fatma’yı sordum. Her ikisini çok iyi tanıdığını ve ustaları olduğunu söyledi. Bana çadırcılardan ayrılmamı ve kendi ekibine katılmamı istedi. O günden sonra kendisine katıldım. Beni kendi Cambazhanesinde denemeye aldı. Ellerimin üzerinde yürüdüğümü, hamutta yürüdüğümü, salto döndüğümü ve parende attığımı görünce sen tam cambazsın dedi ve beni yanına aldı. Nizip Saman Pazarında kurulan Cambazhanede cambazlık yapmaya başladım. Böylece Cambazlık hayatım Nizip’te başlamış oldum. Daha sonra Urfa’nın Birecik ilçesine gittik. Fırat kenarında Cambazhaneyi kurduk. İlk kez Birecik’te terazi ile telde yürüdüm. Birecik’ten sonra Türkiye’nin dört bir tarafında Cambazlık yaptım. Batı’da İstanbul, Ankara, Konya, Isparta gibi şehirlerde, Doğu’da gitmediğimiz il ve ilçe kalmadı. Doğu’da eğlence olmadığı için yaptığımız işe daha fazla ilgi vardı.   -Mustafa abi yaşım itibarı ile bende sizin son zamanlarınızdaki iyi izleyicilerinizdenim yenlerdenim. Kâhta’da Cambazlık mesleğine ilgi nasıldı? Eskiler bilir 1950-1960’li yıllarda Kâhta’da sinema, televizyon falan yoktu. Eğlenceler sadece düğünlerde oluyordu. Düğün olduğu zaman millet o düğünde davetli davetsi her kes giderdi. Davul çalar halay çekilirdi. Eğlence bu şekilde olurdu. Eskiler hatırlar. Cambazhanemiz Kâhta’da Askerlik Şubesi yanındaki mezarlık yanındaydı. O dönemde Kâhta’nın bize ilgisi diğer il ve ilçelere göre daha fazlaydı. Askerlik Şubesinin doğu tarafında Kâhta’nın o eski sıra evleri vardı. Gösterilerimiz sırasında bayanlar gösterilerimizi bu evlerin damına çıkarak izlerlerdi. Hafız’ı Kriş’in evi biraz yüksekti. Sehpalarımızı onun evine dayıyorduk, üzerine çıkıp bağlıyorduk ve pantolonumuzu giyiyorduk. Eski çarşıyı dolaşırdık. Çarşıda insanlar arakamıza takılırdı esnaflar da dükkânlarını kapatıp Cambazhaneye kadar bizimle gelirlerdi ve Cambazhanede gösterilerimizi izlerlerdi.      -Cambazlık zor bir iş mi? Küçük yaşta Cambazlık mesleği ile tanıştım. Severek yaptım. Gençliğimde ufak tefek kazalar atlattım. Ancak hepsinde de telin üzerinde kalmayı başardım. Bu işin hiç şakası yok. Yüzlerce usta bu telden düşüp öldü, yüzlerce usta sakat kaldı.    -Mustafa abi emeklilik var mı? Cambazlıktan bir şey kazanıyor muydunuz? Olduysa bir birikiminiz oldu mu?   “Kazanmadık desek yalan söylemiş olurum. İyi para kazandım. Bu para ile 1970’lı yıllarda Ankara’da 1.200 kişilik Sirk kurdum.1974 Kıbrıs savaşından sonra hükümet devrildi. Nihat Erim o zaman geçici Başbakan oldu. Muslihittin Yılmaz Mete ise Gençlik Spor Bakanı oldu. O dönem biz Rusya’dan başlayarak Ortadoğu ülkelerini dolaştıktan sonra Batı ülkelerine dünya turuna çıkacaktık. Bakan bize söz verdi, bütün evraklarımızı hazırladık. Bakan Muslihittin Yılmaz bize dışarı gitmeyin Türkiye’de çalışın size 19 Mayıs stadyumunun altında yeraltı sirki açacağız dedi. Ancak sözünde durmadı. Elimizde bulunan terbiye edilmiş At, Keçi, Yılan, Maymun, Aslan gibi hayvanlar hepsi öldü. O dönem çok büyük bir zarara uğradık. Ben o zaman sirki ateşe verdim ve ayrıldım.     -Pekâlâ, ondan sonra ne yaptınız, Cambazlığı bıraktınız mı?   Hayır bırakmadım. Ablamın oğlunu yanıma aldım Güneydoğu’nun çeşitli il ve ilçelerinde yazlık ve kışlık sinemaları kiralama suretiyle sinemalarda konser ve gösterilerimizi sürdürdük.   -Mustafa abi Kâhta’nın dünü ve bugününü bir kıyasla dersek ne dersin bize?   Eski Kâhta ile bugünün Kâhta’sını kıyaslamak mümkün değil. Eski Kâhta’da sevgi vardı, saygı vardı, vefa vardı. Eski Kâhta’da gençlerin büyüklere saygısı vardı. Bugün yok denecek kadar azalmış. Eski gençler büyüklerin sözlerinden çıkmazlardı. Kâhta çok büyümüş ve değişmiş diyebilirsiniz. Ancak bu değişimle birlikte Kâhta çok şeyini kaybetmiş. Eski Kâhta ile bugün ki Kâhta’ya baktığımızda, Kâhta’da sevginin ve saygının kaybolduğunu görüyoruz. Kâhta’da Dostluk, akrabalık kalmamış. O eski Kâhta yok artık. Bayramlarda kimse komşularıyla, akrabalarıyla doğru dürüst bayramlaşmıyor. Kâhta’nın o eski bayramlarını bir düşünün. Eskide Kâhta’nın pirinci meşhurdu. Kâhta Çayında yetişirdi. Ayak dingi ile dövülürdü. O zaman pirinç pilavı oldukça özel bir yemekti. Kuru fasulye ile birlikte bayramların özel yemeğiydi. Babam imam olduğu için her bayram sabahı 10–15 kişi ile ve dönerdi ve annemizin akşamdan hazırladığı Kuru Fasulye ve pirinç pilavı ikram edilirdi. Bugün Kâhta’da kaç kişi bu geleneği sürdürüyor diye merak ediyorum. Eskiden aynı sokakta oturanlar en az sağlı sollu 10 eve bayramlaşmaya giderdi. Bugün aynı apartmanda oturanlar biri birilerini tanımıyor. Bayram namazlarında bayramlaşma yok. Her kes namazını kılıp evine çekiliyor.   -Mustafa abi çok akıcı bir Türkçeniz var. Böyle güzel Türkçeyi konuşmayı nerede ve nasıl öğrendin?   Her kes gibi bende okula başlarken Türkçeyi bilmiyordum. Okula Osman Ağa’nın konağının yanında bulunan sınıfta başladım. İki öğretmenimiz vardı. Malatyalı Kürt olan M. Akif Taştan Sınıf Öğretmeni, Bedri bey ise Baş Öğretmendi. Cambazlık yaptığım için çok yer dolaştım. Türkçeyi okulda öğrendim. Mesleğimiz güçlü bir hitabet isteyen bir meslek. Onun için iyi Türkçe konuşmanız gerkliydi. Bu yüzden kendimi sürekli geliştirmeye çalıştım.   -Mustafa abi yaşamınızı nasıl sürdürüyorsun? Emekliliğiniz var mı?   Maalesef emekli olamadım. Sirkimiz varken maliyeye vergi ödüyorduk, sigortamızı yatırıyorduk. Tüm birikimimiz bağladığımız sirkimizle gidince bir daha kendimizi toparlayamadık. Kalp, Börek, Akciğer ve Barsak rahatsızlığı gibi 4 kronik hastalığım var. Düzenli olarak tedavi görüyorum. Sağlık güvencesi olarak Yeşil Kart güvencem var. Kızlar kendi çocuklarının derdinde, büyük oğlum Yaşar zihinsel özürlü, devletin verdiği destekler ve Tekirdağ’daki oğlumun ufak tefek destekleri ile haytamızı sürdürüyoruz ”Şeklinde konuştu. Röportaj: Ziya Bozkurt    
Kâhta’da “eğlence" denilince, yaşı 70'in üzerinde olanların aklına ilk geldiği, şöhreti bir zamanlar sadece Kâhta’da değil bütün bir Türkiye coğrafyasının doğu ve batı kesiminde yayılmış "Tel Cambazı Mustafa Karaca" Kâhta Ses’e konuştu.

Zamanında gazetelere "Türkiye'nin en uzun adamı" diye fotoğrafları basılan, tel üzerinde her türlü akrobasi hareketini "yolda yürürcesine" sergileyen Türkiye'nin yaşayan sayılı ip cambazlarından "Kâhtalı Tel Cambazı Mustafa Karaca’ya Gazetemiz İmtiyaz Sahibi Ziya Bozkurt ulaştı ve kendisiyle keyifli bir söyleşi gerçekleştirdi.

 

'Sırat Köprüsü' olarak nitelendirdiği gösteri teli üzerinde defalarca ölüm tehlikesi atlattığını söyleyen Karaca, Cambazlık mesleği ile 11 yaşında Niğde’li Tel Cambazı Ahmet Baş’ın Kâhta’da kurduğu Cambazhanede tanıştığını söyledi.

 

Cambazlık mesleğini büyük bir aşkla benimsediğini, 15–16 yaşlarında ilk kez Nizip’te ipe çıktığını ve para kazanmaya başladığını belirten Karaca, gazetemiz imtiyaz sahibi Ziya Bozkurt’un sorduğu soruları içten bir şekilde o güzel akıcı Türkçesi ile yanıtladı.

 

 

Cambaz Mustafa Karaca’ya sizin için sorduk ve işte yanıtları;

 

-Mustafa abi eskiler seni tanır. Tanımayanlar için soralım; Cambaz kimdir, gerçek ismi nedir, nerelidir?

 

“İsmim Mustafa soy ismin Karaca. Cambazlık yaptığım için 1950 ve 60 kuşağı bana Cambaz diye hitap eder.1945 Kâhta doğumluyum. Kâhta’nın eski Cami hocalarından Osman Karaca’nın (Osman’ı Kollık) oğluyum. Kollık lakabı kolunun eğri olmasından geliyor. 3’ü kız 2’si erkek olmak üzere 5 çocuğum var. Kızlar evli. Büyük oğlum Yaşar zihinsel engelli. Küçük Çocuğum ise evli Tekirdağ’da kendi işyerinde çalışıyor.

 

-Mustafa abi Cambazlık hayıtınıza nasıl girdi, Cambazlığa nerde, nasıl başladınız?

 

Çocukluk yıllarımda spora merakım vardı.1955–1956 yıllarında 10–11 yaşlarında iken Kâhta’ya Niğde’nin Bor ilçesinden Ahmet Baş isimli bir Cambaz geldi. Eski Kâhta Askerlik Şubesinin olduğu alanda Cambazhane kurdu. Cambazhane paydos edildiğinde komşum olan ve aynı zamanda eşim tarafından akrabam olan Aziz Dinç ile birlikte gece kimsenin olmadığı zamanda Cambazhaneye gizli olarak girer tellerin üzerinden çıkar terazisiz olarak yürümeye çalışırdım. Yani Ahmet Baş’ın Kâhta gelmesiyle benim Cambazlık hikâyem başladı.

 

 

“Cambazlık hayatım Nizip’te başladı”

 

Daha sonra Kâhta’ya Çadırcılar dediğimiz bir gurup geldi. Onlarda Cambazhane’nin kurulduğu eski Askerlik Şubesinin olduğu meydan’da çadır kurdular. Çadırda halka atılırdı, tüfek atılırdı, maymun gösterisi olurdu, fal bakılırdı. Bu ekibe katıldım ve bunlarla birlikte Gaziantep’in Nizip ilçesine gittim. Nizip’te Hayri Ağaoğlu isminde bir tel Cambazı ile tanıştım. Kendisine tel cambazlığını çok sevdiğimi söyledim. Kendisine Kâhta’da tanıdığım Tel Cambazı Ahmet Başı ve Kemiksiz Fatma’yı sordum. Her ikisini çok iyi tanıdığını ve ustaları olduğunu söyledi. Bana çadırcılardan ayrılmamı ve kendi ekibine katılmamı istedi. O günden sonra kendisine katıldım. Beni kendi Cambazhanesinde denemeye aldı. Ellerimin üzerinde yürüdüğümü, hamutta yürüdüğümü, salto döndüğümü ve parende attığımı görünce sen tam cambazsın dedi ve beni yanına aldı. Nizip Saman Pazarında kurulan Cambazhanede cambazlık yapmaya başladım. Böylece Cambazlık hayatım Nizip’te başlamış oldum. Daha sonra Urfa’nın Birecik ilçesine gittik. Fırat kenarında Cambazhaneyi kurduk. İlk kez Birecik’te terazi ile telde yürüdüm. Birecik’ten sonra Türkiye’nin dört bir tarafında Cambazlık yaptım. Batı’da İstanbul, Ankara, Konya, Isparta gibi şehirlerde, Doğu’da gitmediğimiz il ve ilçe kalmadı. Doğu’da eğlence olmadığı için yaptığımız işe daha fazla ilgi vardı.

 

-Mustafa abi yaşım itibarı ile bende sizin son zamanlarınızdaki iyi izleyicilerinizdenim yenlerdenim. Kâhta’da Cambazlık mesleğine ilgi nasıldı?


Eskiler bilir 1950-1960’li yıllarda Kâhta’da sinema, televizyon falan yoktu. Eğlenceler sadece düğünlerde oluyordu. Düğün olduğu zaman millet o düğünde davetli davetsi her kes giderdi. Davul çalar halay çekilirdi. Eğlence bu şekilde olurdu. Eskiler hatırlar. Cambazhanemiz Kâhta’da Askerlik Şubesi yanındaki mezarlık yanındaydı. O dönemde Kâhta’nın bize ilgisi diğer il ve ilçelere göre daha fazlaydı. Askerlik Şubesinin doğu tarafında Kâhta’nın o eski sıra evleri vardı. Gösterilerimiz sırasında bayanlar gösterilerimizi bu evlerin damına çıkarak izlerlerdi. Hafız’ı Kriş’in evi biraz yüksekti. Sehpalarımızı onun evine dayıyorduk, üzerine çıkıp bağlıyorduk ve pantolonumuzu giyiyorduk. Eski çarşıyı dolaşırdık. Çarşıda insanlar arakamıza takılırdı esnaflar da dükkânlarını kapatıp Cambazhaneye kadar bizimle gelirlerdi ve Cambazhanede gösterilerimizi izlerlerdi. 

 

 

-Cambazlık zor bir iş mi?

Küçük yaşta Cambazlık mesleği ile tanıştım. Severek yaptım. Gençliğimde ufak tefek kazalar atlattım. Ancak hepsinde de telin üzerinde kalmayı başardım. Bu işin hiç şakası yok. Yüzlerce usta bu telden düşüp öldü, yüzlerce usta sakat kaldı. 

 

-Mustafa abi emeklilik var mı? Cambazlıktan bir şey kazanıyor muydunuz? Olduysa bir birikiminiz oldu mu?

 

“Kazanmadık desek yalan söylemiş olurum. İyi para kazandım. Bu para ile 1970’lı yıllarda Ankara’da 1.200 kişilik Sirk kurdum.1974 Kıbrıs savaşından sonra hükümet devrildi. Nihat Erim o zaman geçici Başbakan oldu. Muslihittin Yılmaz Mete ise Gençlik Spor Bakanı oldu. O dönem biz Rusya’dan başlayarak Ortadoğu ülkelerini dolaştıktan sonra Batı ülkelerine dünya turuna çıkacaktık. Bakan bize söz verdi, bütün evraklarımızı hazırladık. Bakan Muslihittin Yılmaz bize dışarı gitmeyin Türkiye’de çalışın size 19 Mayıs stadyumunun altında yeraltı sirki açacağız dedi. Ancak sözünde durmadı. Elimizde bulunan terbiye edilmiş At, Keçi, Yılan, Maymun, Aslan gibi hayvanlar hepsi öldü. O dönem çok büyük bir zarara uğradık. Ben o zaman sirki ateşe verdim ve ayrıldım.

 

 

-Pekâlâ, ondan sonra ne yaptınız, Cambazlığı bıraktınız mı?

 

Hayır bırakmadım. Ablamın oğlunu yanıma aldım Güneydoğu’nun çeşitli il ve ilçelerinde yazlık ve kışlık sinemaları kiralama suretiyle sinemalarda konser ve gösterilerimizi sürdürdük.

 

-Mustafa abi Kâhta’nın dünü ve bugününü bir kıyasla dersek ne dersin bize?

 

Eski Kâhta ile bugünün Kâhta’sını kıyaslamak mümkün değil. Eski Kâhta’da sevgi vardı, saygı vardı, vefa vardı. Eski Kâhta’da gençlerin büyüklere saygısı vardı. Bugün yok denecek kadar azalmış. Eski gençler büyüklerin sözlerinden çıkmazlardı. Kâhta çok büyümüş ve değişmiş diyebilirsiniz. Ancak bu değişimle birlikte Kâhta çok şeyini kaybetmiş. Eski Kâhta ile bugün ki Kâhta’ya baktığımızda, Kâhta’da sevginin ve saygının kaybolduğunu görüyoruz. Kâhta’da Dostluk, akrabalık kalmamış. O eski Kâhta yok artık. Bayramlarda kimse komşularıyla, akrabalarıyla doğru dürüst bayramlaşmıyor. Kâhta’nın o eski bayramlarını bir düşünün. Eskide Kâhta’nın pirinci meşhurdu. Kâhta Çayında yetişirdi. Ayak dingi ile dövülürdü. O zaman pirinç pilavı oldukça özel bir yemekti. Kuru fasulye ile birlikte bayramların özel yemeğiydi. Babam imam olduğu için her bayram sabahı 10–15 kişi ile ve dönerdi ve annemizin akşamdan hazırladığı Kuru Fasulye ve pirinç pilavı ikram edilirdi. Bugün Kâhta’da kaç kişi bu geleneği sürdürüyor diye merak ediyorum. Eskiden aynı sokakta oturanlar en az sağlı sollu 10 eve bayramlaşmaya giderdi. Bugün aynı apartmanda oturanlar biri birilerini tanımıyor. Bayram namazlarında bayramlaşma yok. Her kes namazını kılıp evine çekiliyor.

 

-Mustafa abi çok akıcı bir Türkçeniz var. Böyle güzel Türkçeyi konuşmayı nerede ve nasıl öğrendin?

 

Her kes gibi bende okula başlarken Türkçeyi bilmiyordum. Okula Osman Ağa’nın konağının yanında bulunan sınıfta başladım. İki öğretmenimiz vardı. Malatyalı Kürt olan M. Akif Taştan Sınıf Öğretmeni, Bedri bey ise Baş Öğretmendi. Cambazlık yaptığım için çok yer dolaştım. Türkçeyi okulda öğrendim. Mesleğimiz güçlü bir hitabet isteyen bir meslek. Onun için iyi Türkçe konuşmanız gerkliydi. Bu yüzden kendimi sürekli geliştirmeye çalıştım.

 

-Mustafa abi yaşamınızı nasıl sürdürüyorsun? Emekliliğiniz var mı?

 

Maalesef emekli olamadım. Sirkimiz varken maliyeye vergi ödüyorduk, sigortamızı yatırıyorduk. Tüm birikimimiz bağladığımız sirkimizle gidince bir daha kendimizi toparlayamadık. Kalp, Börek, Akciğer ve Barsak rahatsızlığı gibi 4 kronik hastalığım var. Düzenli olarak tedavi görüyorum. Sağlık güvencesi olarak Yeşil Kart güvencem var. Kızlar kendi çocuklarının derdinde, büyük oğlum Yaşar zihinsel özürlü, devletin verdiği destekler ve Tekirdağ’daki oğlumun ufak tefek destekleri ile haytamızı sürdürüyoruz ”Şeklinde konuştu.

Röportaj: Ziya Bozkurt

 

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kahtases.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.